ingilizcefinans ana sayfa   ana sayfa   hakkımda   reklam   iletişim
En kapsamlı ingilizce ve finans rehberiniz | www.ingilizcefinans.com
 
     
               
   
 
 
Akademik Çalışmalar
geri | | ileri

Para Yönetimi I


1.BÖLÜM: TANIMLAR

 

1.1.Fon

Fon kelimesinin sözlüklerdeki karşılıkları şunlardır;para,hazine,nakit,

kaynak,birikim,bankahesabı,denge,sermaye,para sermayesi,dolaşımdaki sermaye,imkanlar,bir proje için eldeki para,rezerv,mali işler,maliye…Bu bağlamda fon kelimesinden türeyen fonlamak fiili fon bulmak veya toplamak anlamındadır. Daha geniş olarak, sermaye veya para sağlamak,finanse etmek,ödemek,patronluk etmek,tekrar finanse etmek (refinans),bir gider veya maliyeti nakden ödemek,desteklemek.

Fon,bankacılığa özgü bir konudur.hayatta her şey bir şeklide fon yönetimidir.

1.2. Nakit

Banknot,keş,para,vadesiz banka mevduatı,şirketsen kasadaki para ya da cebindeki para nakittir.

1.3.Mevduat

Mevduat,emanet anlamına gelir.Halkın bankaya açtığı kredi veya bankanın halktan aldığı ödünç paradır.

1.4.Menkul Değerler

Hisse senedi, tahvil, mevduat sertifikası gibi belgeye bağlı mali araçlar.

1.5.Pasif

Pasif Fransızca bir kelimedir.Borç anlamına gelir.İngilizcesi Liability sözcüğüdür.

1.6-.Aktif

Aktif Fransızca bir kelimedir.Varlık anlamına gelir. .İngilizce karşılığı assets kelimesidir.

1.7.Fon Yönetimi

Aktif ve Pasif Yönetiminin birlikte yapılması tam anlamıyla fon yönetimidir. Buna bilanço yönetime de denir. Aktif-pasif yönetimi bir bankanın karını optimize etmek amacıyla, likidite ve emniyetini de düşünerek, bilançosunun her iki tarafını düzenlemesi ve gerektiğinde değiştirmesi olarak yorumlanabilir. Diğer bir tanıma göre, aktif-pasif yönetimi, faiz oranı riski ile likidite riskini kabul edilebilir sınırlar içinde tutmak, aynı zamanda gerekli kapitali elde bulundurmak şartıyla karı maksimize etmeye çalışmaktır. Aktif-pasif yönetiminin temel amacı bankanın ulaşmaya çalıştığı kar doğrultusunda ve kabul edebileceği risk sınırları içerisinde net faiz marjını maksimize edebilmektir. Bu yüzden aktif-pasif yönetimi sırasında getiriler ve maliyetler, faizler ve vadeler arasında dengeli bir ilişki kurulmaya çalışılır.

                      

1.10. Kredi

Sözlük anlamı itibariyle saygınlık,  güven ve   birine ödünç para vermek veya nakit olarak alınacak bir mal veya verilecek bir hizmetin yerine getirilmesine kefalet etmek, garanti vermek, bedelini daha sonra almak kaydıyla bir mal ve / veya hizmeti vermek olarak tanımlanır.

Bankalar Yasası açısından ise kredi; Bankaların, özvarlıklarının yanı sıra, topladıkları vadeli ve vadesiz Türk Lirası ya da döviz mevduat ile başka banka ve mali kurumlardan temin ettikleri fonları, yasal sınırlar içinde  ihtiyaç sahiplerine belirli bir süre sonra geri ödenmesi koşuluyla vermesi ya da, müşterinin taahhüdünün ve / veya bu taahhütten doğacak borçlarının garanti edilmesi işlemidir.

 

Döviz  

Efektif banknot dâhil yabancı parayla ödemeyi sağlayan her türlü hesap,  belge ve araçlardır. Bu bağlamda, banknot şeklindeki para ile çek, poliçe, emre yazılı senet döviz kavramına dâhildir.

Döviz Kredisi

Başta ihracat olmak üzere, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı faaliyetlerde bulunan firmalara ihracatın finansmanı amacıyla döviz olarak kullandırılıp, anapara ve faizi ihracat, ihracat sayılan satış ve teslimler  ve diğer döviz kazandırıcı faaliyetten elde edilen dövizlerle  kapatılan (kapatılması gereken) kredilerdir.  Bu kredilere vergi, resim ve harç istisnası uygulanır. Belgesiz ihracat kredilerinde vergi, resim ve harç istisnasından yararlanma süresi 18 ay, belgeli kredilerde ise belge süresi kadardır. Başka bir ifadeyle, döviz kredileri, firmalara ihracat taahhüdü karşılığında kullandırılan kredilerdir.

Konvertibilite:

Bir paranın belli bir oran üzerinden (parite) diğer paralara kolayca dönüştürülebilme yeteneğini ifade eder. Başka bir ifadeyle, konvertibl para dünyanın belli başlı finans merkezlerinde yoğun bir şekilde talep edilen ve satılan paradır. Bir ülke parasının konvertibl olabilmesi için iki koşul gereklidir. Birincisi, hükümetin milli parayı konvertibiliteye geçirme kararı. İkincisi ise, IMF’nin bu kararı onaylaması.

Konvertibl Paralar: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca konvertibl sayılan dövizler  aşağıda sayılmıştır.

ABD Doları                USD  

Avustralya Doları       AUD

Danimarka Kronu      DKK

Euro                           EUR

İngiliz Sterlini             GBP 

İsveç Kronu                SEK

İsviçre Frangı             CHF

Japon Yeni                 JPY

Kanada Doları             CAD

          Kuveyt Dinarı                KWD       

Norveç Kronu              NOK

         Suudi Arabistan Riyali   SAR

 

 

Türk Lirası, 1989 yılında hükümet kararı ve IMF onayı ile, 1990 yılbaşından itibaren geçerli olmak üzere,  konvertibl dövizler arasına katılmıştır.

 

Başlıca Konvertibl Dövizler

Dünya ticaretinde ve finans piyasalarında en çok alım satımı yapılan ve uluslararası rezerv para niteliğine sahip olan döviz cinsleri aşağıda sunulmuştur.

ABD Doları

ABD'nin resmi para birimidir. İşareti $, uluslararası para kodu “USD”dir (USD = United States Dollar). Dünyada en yaygın kullanılan para birimidir. Döviz piyasasında işlem gören diğer dövizler dolar üzerinden fiyatlandırılır. Petrol ticaretinin dolar üzerinden yapılması dolara özel önem kazandıran hususlardan biridir.  Çin, Japonya gibi ülkelerin merkez bankaları döviz rezervlerini dolar üzerinden tutar.

Halen, dünyada dolaşımda yaklaşık 3 trilyon ABD Doları olduğu tahmin edilmektedir. Bu miktarın 2/3'ü ABD dışındadır.

Euro - Avro

Yirmi yedi  Avrupa Birliği üyesinden onaltısının kullandığı ortak para birimi. Türkçe'de kimi zaman Euro şeklinde de yazılır ve € işaretiyle sembolize edilir. Okuyan kişinin yatkın olduğu batı Avrupa diline göre yuro, öro veya oyro şeklinde okunabilir.

Avro'nun yönetimi Avrupa Merkez Bankalar Sistemi (AMBS)'nce yapılır. AMBS, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve Avro Alanı'nda yer alan ülkelerin merkez bankalarından oluşur. Merkezi Almanya'nın Frankfurt şehri olan AMB, parasal (malî) politikaların belirlenmesinde tek yetkili kurumdur. AMBS'nin diğer üyeleri kâğıt ve madeni para basma, bunları dağıtma ve Avro Alanı ödeme sisteminde işlem yapma haklarını elinde bulundurur.

Japon Yeni

Japonya para birimidir. 1 Yen= 100 sen olup,  artık sen birimi kullanılmamaktadır. Amerikan doları, Euro ve İngiliz Poundundan sonra uluslararası rezerv para olarak geniş çapta kullanılır. Japonya’nın dünya uluslararası mal piyasalarındaki hakimiyeti ve ekonomisisinin büyüyerek, ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumuna gelmesiyle bu ülkenin milli parası olan Yen de uluslararası paralar arasına katılmıştır.

 

İngiliz Sterlini - The British Pound  (İngilizce: Pound - Sterling)

İngiltere'de kullanılan para birimi. Sembolü £ olan sterlin, Türkçede paund (İngilizce: pound) olarak da adlandırılır. Uluslararası para kodu “GBP”dir (GBP = Great Britain Pound). II. Dünya harbinin sonuna kadar bir numaralı uluslararası para konumundaydı. Sonra bu özelliğini ABD dolarına kaptırdı. İngiliz Sterlini, İngiltere’nin sembolü olarak görülür. Nitekim, İngilizlerin paralarına bağlılığı, bu paranın Euro’ya halen katılmayışının nedenidir.

 

İsviçre Frangı - The Swiss Franc 

Döviz piyasalarında en çok işlem gören beşinci uluslararası dövizdir. İsviçre küçük bir ülke olmasına rağmen, İsviçre Frangı önemli paralar arasındadır. İstikrarlı bir para olarak tanınır. İsviçre, off-shore bankacılığın mucidi olup bu hesaplara tanıdığı gizlilik, dokunulmazlık ve vergi muafiyeti sonucunda önemli bankacılık merkezlerinden biri haline gelmiştir. Ayrıca, İsviçre ekonomisinin optik alanındaki öncü konumu ve daima istikrarlı bir seyir izlemesi İsviçre Frankını uluslararası piyasalarda geçerli bir para haline getirmiştir. 

 

Libor (London Interbank Offered Rate)

Libor, Londrada faaliyet gösteren  toplam 16 büyük bankanın her iş günü  saat 11 de belirlediği ve tüm dünya bankalarınca referans kabul edilen faiz oranı. Bu bankaların İngiliz sermayeli  bankalar olmasına gerek yoktur. hatta aralarında hsbc ve deutsche bank gibi büyük bankalar da yer alır. Reuters'de ilan edilir. Bankaların müşteriye kote ettiği kredi faizini oluşturan ilk unsur Libor'dur ve  Londra’daki para piyasasında yürütülen işlemlerde, birinci sınıf bankaların kullandığı kredilere uygulanan faiz oranlarını gösterir.

 

 Euro Libor (London Interbank Offered Rate)

İngiltere Bankalar Birliğinin 1 Ocak 1999’dan itibaren açıkladığı Londra bankalararası euro faiz oranıdır. Söz konusu oran Euro Alanında en fazla işlem yapan 16 bankadan oluşan bir panelde belirlenir ve 360 gün esası ile hesaplanacak Londra saati ile 11.00’da açıklanır. 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren Euro Libor, Ecu Libor’un yerini almıştır. 1999-2002 yılları arasındaki 3 yıllık geçiş dönemi süresince, İngiltere Bankalar Birliği halen Libor göstergelerini kullanan yedi ulusal para cinsinden Libor’ları açıklamaya devam etmiştir.

 

Euribor (The Euro Interbank Offered Rate)

Euro Alanı içinde bir ana banka tarafından diğer bankaya, euro interbank vadeli hesapları için Brüksel saati ile sabah 11.00’de açıklanır ve işlem yapıldıktan sonra 2 günlük zaman diliminde geçerli olup (spot), 360 gün esası üzerinden hesaplanan faiz oranıdır. Kotasyonlar, 1-12 aylık vadeler ile 1-2 haftalık vadeleri kapsamaktadır. Euribor 57 bankanın oluşturdığu panelde belirlenmiştir.

 

Eonia (Euro Overnight Index Average)

Euro Alanında geçerli olan referans gecelik faiz oranıdır. Euribor’u belirleyen 57 banka ile belirlenen panelde yer alan her banka Frankfurt saati ile 18.30 itibariyle o gün gerçekleşen gecelik işlem hacmini ve ortalama oranı bağlı bulunduğu ulusal merkez bankasına bildirir.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) en geç ertesi gün işlemleri başlamadan önce Eonia oranını açıklar. Eonia’nın uygulamada ECB’nin belirlediği repo oranına yakın seyretmesi beklenir.

Euro’ya geçişle birlikte (beli bir intikal döneminden sonra) aşağıdfaki ülke paraları tedavülden kalktı.

Alman Markı, Fransız Frangı, Hollanda Florini, Avusturya Şilini, Belçika Frangı, İtalyan Lireti, Lüksemburg Frangı, İspanyol Pezetası, Portekiz Esküdosu, İrlanda Lirası, Fin Markkası 

Fibor (Frankfurt Interbank Offer Rate)

 Frankfurt’ta bankalar arası piyasada Euro için uygulanan faiz oranları. Euriborun Frankfurt versiyonudur.

 

 

 

S&P (Standa Standard & Poor's (S&P), merkezi ABD'nde New York'ta bulunan uluslararası kredi değerlendirme kuruluşudur. S&P, 1860 yılında Henry Varnum Poor tarafından kuruldu. ABD’de The Mc Graw-Hill Companies’in bir üyesidir. Global anlamda finansal enformasyon ve analiz, danışmanlık hizmeti veren ve kredi derecelendirmesi yapan (rating) kuruluştur rd&Poor’s) Şirket, devlet gibi ihraçcıların ihraç ettiği tahvil, finansman bonosu gibi borç niteliğindeki menkul kıymetlerin, anapara ve faizin zamanında geri ödeme yeterliliğine ne ölçüde sahip olduklarını göstermek amacıyla bağımsız kuruluşlar tarafından değerlendirmeler. Kredi derecelendirme kuruluşları ülke kamu kuruluşları yerel yönetimler ve şirketler bazında araştırma ve değerlendirme çalışmaları yapıyorlar Bir kredi derecelendirme kuruluşu çeşitli araştırma konularında araştırma yapar ve araştırmalarının sonuçlarında yatırımın ne derece riskli olabileceği konusunda bir araştırma raporu yayınlar Derecelendirme kuruluşları yurtdışı piyasalardan borç almak isteyen ülkelerin ya da kuruluşlrın ana para ve faiz ödemelerini zamanında yerine getirip getiremeyeceklerini araştırır ve ülke riskini ölçmeye yönelik raporlar hazırlar. Derecelendirme için üzerinde durulan faktörler, ekonomik faktörler, iç ve dış ekonomik gelişmeler, sosyo-politik riskler olarak nitelendirilebilir Kredi derecelendirmeleri, yükümlüler, tarafından sağlanan mevcut bilgilerle kredi derecelendirme kuruluşunun güvenilir olarak nitelendirdiği kaynaklardan sağlanır Kredi derecelendirmeleri değiştirilebilir, ertelenebilir ya da geri çekilebilir İhraçcı şirketler veya yerel yöneyimler kredi derecelendirme hizmetleri için belli bir bedel ödemekle yükümlüdürler

 

. 1970'li yıllardaki ekonomik bunalımın getirdiği borç krizleri 1982 yılındaki Meksika'nın yaşadığı ekonomik sarsıntı, para sisteminin uluslararası işleyişinde öngörü gerektiren bir uyarı sisteminin doğmasına yol açtı. Bu uyarı sistemi S&P gibi kuruluşların varlığına anlam katmıştır. S&P, şirketler gibi, ülkeleri de değerlendirmeye tabi tutar. Ülkelere borç vermek isteyen yatırımcılar ülkelerin kredi değerliliğine göre önerilen faizleri değerlendirmeye alır. Bu kredi değerlendirmeleri S&P'nin verdiği / vereceği derecelendirme puanlarıyla belirlenmektedir. Kredi değerliliği yüksek olan ülkelerin borçlanmalarının maliyeti göreli olarak daha düşük olmaktadır. Şirket, sadece ekonomik durum değil, seçim sistemi ve zamanları, dış politika gelişmeleri, demokrasinin işleyişi, siyasal partiler, iktidar, muhalefet ilişkileri, liderin durumu, siyasal gündemdeki riskler, koalisyonların yapısı, Merkez Bankası'nın bağımsızlık derecesi ve benzerleri gibi siyasi durumları da gözönüne alır.

Standard & Poors’un (S&P) verdiği birçok finansal hizmet içinde dünyaca tanınır olmasını sağlayan en önemli faktörler büyük bir kredi değerlendirme kuruluşu olması ve dünyanın en önemli borsa endeksleri arasında yer alan S&P500 endeksini yaratmış olmasıdır. Ülkelerin ve şirketlerin kredi değerlendirmelerini yaparken benzerlerinden daha sofistike yöntemler kullanan Standard & Poors, kriterlerini şeffaf ve adaletli bir şekilde belirlemeye özen göstermektedir. S&P’nin hizmet yelpazesi içinde, “yatırım yapılabilir endeksler” hizmeti önemli bir yer tutmaktadır. S&P geliştirdiği endeks metodolojileri sayesinde yatırımcıların finans piyasalarına farklı bakış açılarından bakmalarını sağlamakta ve bu alanda hizmet vermekte olan kuruluşların başında gelmektedir. S&P tarafından geliştirilen başlıca endeksler; olmaktadır.

ABD için S&P, Kanada için S&P/TSE, Kıta Avrupası için S&P Euro ve Euro+, Japonya için S&P/TOPIX ve S&P Asya Pasifik’tir.

S&P (Standard&Poor’s) ve IFC (International Finance Corporation) arasında, S&P’nin IFC tarafından geliştirmiş, gelişmekte olan piyasalara ilişkin hisse senedi endekslerini de ürün yelpazesine dahil edebilmesi amacıyla stratejik bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır.

S&P’nin IFC endeks bilgilerini de yatırımcılara sağlaması, uluslararası portföy yatırımcılarının gelişmekte olan piyasalara ilgisini artırmaktadır. S&P, gelişmekte olan piyasalara ilişkin finansal enformasyon sağlayan ve piyasaların global anlamda şeffaflığını artırmak amacıyla sürekli ürün geliştiren bir Dünya lideri olarak kabul edilmektedir.

Derecelendirme Kodları

 

Yatırım dereceleri

·                  AAA:En yüksek kalite, sağlam, Yalnız küçük bir yatırım riski taşırlar.

·                  AA+, Aa, AA: En yüksek dereceden düşük bir farklılığa sahip olmakla birlikte, yine yüksek dereceli ve sağlamdır.

·                  A+,A,A: Ortanın üstündedir. Sağlam ve güvenilir olmakla birlikte ekonomik şartlardan etkilenebilir.

·                  BBB+,BBB,BBB: Orta derecelidir. Uzun vadede risklidir. Spekülatif özellikler taşır.

 

Spekülatif Dereceleri

·                  BB+,BB, BB : Spekülatif özelliktedir. Belirsizlikler taşırlar.

·                  B+,B,B : Yatırım niteliği taşımaz. Borçlanma şartlarına uymama ihtimali yüksektir.

·                  CCC+,CCC,CCC : Kısa dönemli riski dahi oldukça yüksektir.

·                  CC : Tamamen spekülatiftir. Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.

·                  C : En düşük kalite, En yüksek risk

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2.BÖLÜM: PORTFÖY TEORİLERİ

 

2.1. Portföy Yaklaşımı

 

Finansal varlıklara yapılan yatımların tek tek değil de birarada ele alınıp incelenmesine ve bu şekilde yatırım varlıkları arası etkileşimlerin dikkate alınmasına portföy yaklaşımı adı verilir. Pek çok finansal varlıktan sonsuz sayıda portföy oluşturmak mümkündür. Fakat bunlar arasından getiri ve risk açısından en iyi olana nasıl karar vereceğiz? Portföy teorisi bu soruya cevap aramakta ve çözüm önerisi sunmaktadır.Portföy teorisine girmeden önce, portföy teorisinin iki temel kavramından bahsetmek gerekir: Beklenen getiri ve risk. Beklenen getiri ve riskin hesaplanmasında, finansal varlıkların geçmişteki getirileri gözönüne alınmaktadır. Burada çok önemli bir varsayım yapılır: Finansal varlıkların gelecekte de geçmişteki performanslarını sergileyeceği varsayılmaktadır. Geçmişteki ortalama getiri gelecek için beklenen getiri olarak kabul edilmektedir.


Bütün finansal teoriler bazı varsayımlara dayanır:

  • Yatırımcılar beklentilerini maksimum yapmak için alternatif portföyleri, portföylerin beklenen getirilerini ve standart sapmalarını kullanırlar.
  • Risksiz getiri oranından istenilen kadar borç alınabilir.
  • İstatistiksel hesaplamalar aynı şekilde hesaplanır. Yani, yatırımcıların beklentileri homojendir.
  • Bütün hisseler alınıp satılabilir.
  • İşlemlerde komisyon alınmaz.

2.2.Portföy ve Portföy Yönetimi

 

Portföy kelime anlamı olarak ‘cüzdan’ demektir.Menkul kıymetler açısından portföy menkul kıymetlerden oluşan bir topluluğu ifade etmektedir.Yapılan bir çok tanımlarda dikkate alınarak genel bir portföy tanımını şu şekilde yapabiliriz.Portföy,belirli amaçları gerçekleştirmek isteyen yatırımcıların,sahip  olduğu,birbirleriyle ilişkisi olan ve kendine öz  ölçülebilir nitelikleri olan yeni bir varlıktır  Zamanla değişen ekonomik koşullar portföylerin de alınıp satılmasını gerektirir. Bu yüzden değişen ekonomik koşullarda gözetilerek portföyde değişiklik yapmaya portföy yönetimi denir

 

2.3.  Portföy Çeşitleri

 

Bilindiği gibi, değişik menkul kıymetlerden veya yatırım araçlarından,çok sayıda portföy oluşturulabilir. Ancak,olaya hisse senedi ve tahvil gibi geleneksel menkul kıymetler açısından bakıldığında üç farklı portföyden söz edilebilir:

a)tamamı tahvillerden oluşan, b) hisse senedi ve tahvillerden oluşan ve c) tamamı hisse senetlerinden oluşan  portföyler. Bir portföy hisse senedi ve tahvil gibi temel menkul kıymetler dışındaki yatırım araçlarıyla da oluşturulabilir. Bu tür portföyler oluşturulurken,yatırım araçları arasında karşılaştırma yapılır.Yatırım süresi boyunca hangi tür varlıkların daha verimli olacağı çeşitli istatistiki tekniklerle hesaplanarak tahmin edilir. Bu varlıklar seçilerek portföye dahil edilir.Hisse

senedi ve tahvil dışındaki yatırım araçlarını şu şekilde sralayabiliriz:

 

•Varlığa Dayalı Menkul Kıymet

•Finansman Bonoları

•Hazine Bonosu

•Gelir Ortaklığı Senetleri

•Banka Bonoları veya Banka Garantili Bonolar

•Metrekare Konut Sertifikaları

•Mevduat ve Mevduat Sertifikaları

•Repo

•Döviz ve Döviz Tevdiat Hesapları

•Altın

 

Yatırımcıların portföylerinden beklentileri farklı derecelerde olabileceği için yapılacak bir portföy çeşitlendirmesi yatırımcı özelliklerine göre değişiklik gösterecektir.  Yatırımlarla ilgili riskler ve toplam riskin kaynakları portföy yönetiminin en önemli fonksiyonlarından biri olup, risk ve getiri arasında ilişki kurar. Bilindiği gibi herhangi bir menkul kıymete yatırım yaparken göz önünde tutulacak en önemli unsur,söz konusu menkul kıymete ait risk ve getiri arasındaki ilişkidir.Çünkü yatırım araçlarını seçimi,büyük ölçüde bu iki unsurun karşılaştırılmasını ve bunlar arasında uygun bir değişimin saptanmasını gerektirir.Genellikle, yatırımcılar,getiri oranı hakkında oldukça fazla bilgi sahibi oldukları halde, risk kavramı hakkında yeterli bir bilgiye sahip değildirler.Bu nedenle,risk türleri ve toplam riskin kaynaklarının neler olduğunun açıklanması,bilinçli yatırım kararlarının alınması yönünden çok büyük önem taşır.

 

2.4. Portföy Yönetimi

 

Portföy yönetiminin en önemli konusu portföye hangi menkul kıymetlerin hangi oranlarda gireceğine ve değişen ekonomik koşullara göre portföyün ne zaman güncellenmesi gerektiğine karar vermektir. Yatırım kararını belirleyen en önemli faktör, oluşturulacak portföyün getirisi ve riskidir.Portföy yönetiminde risk ölçüsü, standart sapma ve varyanstır. Yapılacak çalışmalarla bir yatırımın riskini ölçmek mümkündür .

Modern menkul kıymet analizleri geleneksel menkul kıymet analizlerinden farklılaşır. Modern yaklaşım risk ve getiri kavramları üzerine yoğunlaşırken, geleneksel teori ise toplam değerin hesaplanmasını esas alır. Portföyler,  varlıkların bir kombinasyonudur, varlıkları menkul kıymetler temsil eder.

2.5.Geleneksel Portföy teorisi

Çeşitlendirme gerek kurumsal gerekse bireysel yatırımcıların karşı karşıya olduğu riskleri azaltmak için önemli bir yatırım stratejisidir. Geleneksel portföy teorisi çeşitlendirmenin mümkün olduğu kadar yüksek düzeyde olmasının performansın yükseltilmesi için gerekli olduğunu söyler. Kaynak aktarımının sağlanmasındaki kilit rolleri nedeniyle ekonomide özel olan bankalar için de, performans iyileştirme aracı olarak çeşitlendirmenin etkilerinin belirlenmesi önemlidir. Ancak bu çalışma bulguları, bankalar için stratejik önem taşıyan çeşitlendirme tercihinin her zaman için bankalara daha yüksek bir performans seviyesi garanti etmediğini ortaya koymaktadır. Türk Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankaların kredi portföylerinin sektörel çeşitlendirme düzeyleri ile performansları arasındaki ilişkinin saptanması için gerçekleştirilen analizler, çeşitlendirme düzeyi arttıkça bankaların varlık getiri oranının azalmakta olduğunu göstermektedir. 

Bir portföyün getirisi, portföyde yer alan varlıkların ve hatta piyasadaki tüm yatırım araçlarının birbirleri ile olan ilişkilerine, piyasa şartlarına, piyasalarda gerçekleşen değişikliklere ve benzeri pek çok faktöre bağlı olarak değişir. Portföy çeşitlendirmesi, bu tür risklerin etkilerini en aza indirgemeyi mümkün kılar. Çeşitlendirme stratejisi, portföyü birbirinden mümkün olduğu kadar farklı yatırım araçlarını barındıracak şekilde genişletmeye ve dolayısıyla olumsuz gelişmelerin yarattığı getiri dalgalanmalarını elimine etmeye dayanır.

 İşletmeler açısından çeşitlendirme, aynı zamanda stratejik bir karardır; daha geniş bir yelpazeye yayılmış olan yatırım olanakları, risk ve getiri arasında daha dengeli bir ilişki anlamına geleceğinden yabancı kaynak bulmak daha kolaylaşabilmektedir. Çeşitlendirme ile, karşılaşılan risk kaynaklarının farklılaştırılması, işletmelerin farklı koşullar karşısında daha rahat ve çabuk hareket etmesini de sağlar. Diğer taraftan, çeşitlendirme işletmeler üzerinde çeşitli maliyetler de oluşturacaktır. Çeşitlendirme tercihinin işletme üzerindeki net etkisi, çeşitlendirme ile sağlanan faydalar ile çeşitlendirme nedeniyle katlanılan maliyetlerin arasındaki fark ile ortaya çıkmaktadır.

Bireysel yatırımcıların ve reel sektör işletmelerinin riskten korunmak için kullanabilecekleri bir araç olan çeşitlendirme stratejisi, ticari bankalar için de önemlidir. Diamond’a (1996) göre çeşitlendirme, bankaların fon transfer fonksiyonunu yerine getirirken kullandıkları bir mühendislik aracıdır. Kredi dağıtarak gelir elde eden bankalar, banka sahiplerine tahakkuk eden gelirin piyasa şartlarına bağlı olarak dalgalanmasını minimize eden bir araç olarak kredi çeşitlendirmesini kullanabilirler. Ayrıca, kredi portföyünü çeşitlendirerek faiz gelirlerine bir istikrar sağlamak mümkün olduğu gibi, yükümlülüklerin yerine getirememe riski de azaltılabilmektedir. Bankanın kredi portföyünü, piyasadaki ideal portföye yaklaştıran bu araç, iflas etmenin belirli bir maliyeti varken ve banka sahipleri riskten kaçınma eğilimindeyken son derece faydalı olabilir.

Ancak tıpkı işletmelerde olduğu gibi, bankalar için de çeşitlendirmenin bazı hallerde faydalı olmadığı görülmüştür. CapitalOne, FirstUSA gibi örnekler,geleneksel teoride hakim olan çeşitlendirme yönteminin dışında bir uzmanlaşma ile önemli kazançlar elde edilebileceğini göstermektedir. Pek çok banka istihdam ettiği uzmanları ile kredi verdiği piyasalar ile ilgili bilgiler toplayıp, bunları analiz etmektedir. Bu analiz genel olarak endüstride faaliyet gösteren tüm müşteriler hakkında bir görüş oluşturmaktadır ve banka kredi müşterileri ile sözleşme yaparken ve kredi müşterilerini puanlarken bu uzmanlaşmadan büyük ölçüde faydalanmaktadır. Bu bilgilerin bir araya getirilmesi ve analiz edilmesinin maliyeti düştükçe, bankalar endüstrideki uzmanlaşma seviyelerini arttırmaktadır.

Yapılan bir analiz sonucuna göre, Türk Bankacılık sektöründe genel olarak sektörel çeşitlendirme ile toplam varlık karlılığı arasındaki ilişkinin ters yönlü olduğuna işaret etmektedir. Bu bulgu, 2001 ve 2002 döneminde sektörel kredi çeşitliliği fazla olan ticari bankaların, belli sektörlerde kredi yoğunlaşması oluşturan bankalara göre ortalama olarak daha düşük performansa sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Coğrafi çeşitlendirme ile de performans arasında benzer bir ilişki mevcut olmasına rağmen, sektörel çeşitlendirmedeki kadar güçlü ve dikkat çekici değildir.

Geleneksel yaklaşımda portföy yönetimi yatırımcının istek ve ihtiyaçlarına en uygun menkul kıymet karmasının seçilmesini esas alır.Buna karşın modern portföy yönetimi optimum getiriyi minimum risk seviyesinde sağlamaya yarayan matematiksel metotları kullanarak bilimsel bir yaklaşım ortaya koyar. Modern portföy teorisinin klasik portföy teorisinden olan temel farklılığı menkul kıymet yatırımlarının tek tek ele alınması yerine tümünün bir arada, uygun seçilmiş bir portföy içinde düşünülmesidir.Bir portföyün getirisi ise bu karma içindeki menkul kıymetlerin getirilerinin ağırlıklı ortalamasından başka bir şey değildir. Bu ağırlıklardan anlatılmak istenen menkul kıymetlerin portföyün içindeki oluşuma katkısı anlatılmaktadır. Portföyün toplam riski ise daha karmaşık bir kavramdır. Her bir menkul kıymetin kendine özgü olan risk oranı portföy içine katıldıktan sonra diğer menkul kıymetlerle etkileşerek karmanın riskini önceki risk seviyesinden daha aşağıya veyahut daha yukarıya doğru hareket ettirebilir. Bu her bir portföy elemanın birbiri ile olan ilişkisine bağlıdır.( Fischer & Jordan,1991)

 

Modern Portföy yönetiminin babası olarak bilinen Harry Markowitz’e kadar , pek çok portföy yöneticisi bazı menkul kıymetlerin aynı ya da ters yönde hareket ettiklerinin farkına varmışlar ancak bu ilişkileri ölçen teknikleri geliştirememişlerdir. Menkul kıymetlerin sahip olduğu kendilerine özgü risk seviyeleri nedeniyle ,yatırımcılar her zaman birden fazla çeşit menkul kıymete sahip olmaya çalışmışlardır. Bu çeşitlendirme ile menkul kıymetlerin getirileri üzerindeki belirsizlik azaltılarak toplam getirinin arttırılması amaçlanır.Yatırımcılar portföy içindeki bir elemanın değerinin düşmesi ihtimalini bir diğer menkul kıymetin değerinin yükselmesi ile elimine etmeyi amaçlamışlardır. Önceleri özellikle hisse senetleri için uygulanan bu yöntem aynı endüstride faaliyet gösteren firmaların hisse senetlerini almak yerine farklı endüstrilerdeki firmaların hisselerini alarak kendini göstermiştir.Fakat bu noktada doğru kombinasyonun doğru nedene bağlı olarak oluşturulması sorunu ortaya çıkmıştır. Bu sorunun çözümü ise Markowitz teoremi ile mümkün olmuştur.

Markowitz, bir portföyü oluşturan menkul kıymetlerin getirileri arasındaki ilişkilerin araştırılması ve getirileri arasında tam pozitif korelasyon bulunmayan menkul kıymetlerin bir portföyde toplanması ile ( Markowitz çeşitlendirmesi ) beklenen getiride bir düşme olmaksızın sistematik olmayan riskin azaltılabileceğini öne sürmüştür.

Bu durum da en iyi portföy seçimi konusu da tartışılmalıdır. En iyi portföyün seçimi ise direkt olarak yatırımcının tatmin düzeyine bağlıdır. Kabul edilebilir bir getiriyi minimum risk seviyesi ile elde etmek veya mevcut risk seviyesinde getiriyi maksimize etmek yatırımcının yapabileceği optimum seçim alternatifleri olarak karşımıza çıkar. Bu tip portföy seçimlerine “etkin portföyler”denir.

 

2.6.Portföy Analizinin Temelleri

 

Portföy analizinde karar sürecinin işleyebilmesi için, yatırımcı tipinin iyi belirlenmesi gerekir. Herşeyden önce, yatırımcının risk tercihinin, hayat standardının, tasarruf hacminin, hukuki durumu gibi ölçütlerin ortaya konması gerekmektedir. Çünkü, her bir yatırımcı tipi için, portföy analizinin ayrıntıları ayrı ayrı ortaya konmak durumundadır. Bununla beraber, iki teme lyaklaşım, tüm yatırımcılar için geçerlidir.

-Tüm yatırımcılar, aynı risk düzeyinde daha fazla getiriyi azına tercih ederler.
-Tüm yatırımcılar, aynı getiri düzeyinde daha az riski, daha fazla riske tercih ederler.

2.7.Portföy Yönetim Stratejileri

Formül planlar olarak da bilinen portföy yönetim stratejileri, piyasanın yükseldiği dönemlerde iyimser, düştüğü dönemlerde kötümser olan yatırımcıları hislerinden bağımsız menkul kıymet almaya ya da satmaya zorlayarak karar almayı mekanik hale getiren tekniklerdir. Bu stratejiler içinde en yaygın olanları şunlardır:

1. Maliyet Ortalama Stratejisi : Bu stratejide,yatırımcı yabancı hisse senetlerine belirlediği aralıklarla ve piyasanın durumuna bakmaksızın hep aynı miktarda yatırım yapar. Böylece yatırımcı fiyatlar düştüğünde daha çok, fiyatlar yükseldiğinde ise daha az sayıda hisse senedi almakta ve ortalama alış fiyatı daima ortalama piyasa fiyatının altında kalmaktadır.

2. Satın Al ve Elde Tut Stratejisi : Bu stratejide, portföyde alınacak olan menkul değerlerin vadeleri ile yatırımcının elde tutmayı planladığı süre arasında bir uyum olması istenir. Portföy oluşturulduktan sonra, elde tutma süresinin sonuna kadar portföyde herhangi bir değişiklik yapılmaz. Diğer bir ifadeyle, oluşturulan portföy piyasa koşullarına duyarsız bırakılır. Bu durum satın al ve elde tut stratejisini pasif bir portföy yönetim stratejisi haline getirir.

3. Sabit Oran Planı : Bu plan portföyün karma bir yapı göstermesi durumunda uygulanır. Sadece hisse senetlerinden yahut sadece tahvillerden oluşan bir portföy için bu plandan yararlanılamaz. Sabit oran planında, portföydeki hisse senetleri ile tahviller arasında tutar olarak belli bir oranın varlığı aranır. Bu oranın ne olacağı yatırımcının tercihine bırakılmıştır. Sabit oran planının en önemli sakıncası yatırımcıları portföyde yer alan hisse senetlerinin fiyatları arttığı zaman bazı hisse senetlerini satmaya; düştüğü zaman ise hisse senedi almaya mecbur bırakmasıdır.

4. Değişken Oran Planı : Değişken oran planında yatırımcı sabit oran planının aksine piyasadaki gelişmeleri dikkate alarak portföydeki hisse senetlerinin tahvillere olan oranı düşürür veya yükseltir.

5. Endeks İçerikli Fon Stratejisi : Bu stratejide, endeks kapsamındaki hisse senetlerine, endeks içindeki ağırlıkları korunarak yatırım yapılır. Endeks içerikli fon stratejisi uygulayanlar uzun dönemde piyasa getirisinin üzerinde getiri elde edilmesinin mümkün olmadığına ve endeksin piyasayı aynen yansıttığına inanırlar. Endeks kapsamında fazla sayıda hisse senedi olması durumunda endeksi kısmen temsil edeceği düşünülen hisse senetleri seçilerek bu strateji uygulanır.

6. Gelecekteki Yükümlülükleri Karşılama Stratejisi : Bu stratejide, yatırımcının belirli zamanlarda yerine getirmesi gereken yükümlülüğe eşit tutarda paranın elde edileceği bir portföy oluşturulması amaçlanır. Bu nedenle portföye, tahvil ve benzeri menkul değerler vadeleri göz önünde tutularak alınırlar.Bu strateji belli bir vadenin söz konusu olmadığı menkul değerler için uygun değildir. ( Jones,2000 )
Ekonomi teorisinin filizlenmeye başladığı 20. yüzyılın başlarında bilim adamları finans ve daha özelde portföy yönetimi gibi konulara mesafeli kalmayı tercih etmişlerdir. Piyasaların akademi tarafından bu şekilde görmezden gelinmesinin başlıca sebebi o yıllarda borsaların gerçek anlamda piyasa gibi değil de bir çeşit kumarhane gibi algılanması etkili olmuş olabilir.

Borsalar hakkındaki bu kumarhane fikrini yıkan ve finansal piyasalarda varlık fiyatlarının nasıl oluştuğuna dair teori geliştiren öncü finansçılardan biri John Burr Williams olmuştur. 1937’de Harvard Üniversitesi’nde doktora tezi için geliştirdiği model daha sonra kitap olarak da basılmış ve bir yatırım klasiği haline gelmiştir.

 

Portföy teorisinin oluşturulmasında aşağıda özetle sunulan bir dizi varsayımdan hareket edilmiştir:

i.Borsalarda işlem gören menkul kıymetlerin arzında herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Buna göre yatırımcı bir firmanın pay senetlerini dilediği tutarda satın alabileceği gibi. borsada işlem gören tüm firmaların pay senetlerinden de dilediği tutarda satın alabilmektedir.


ii.Yatırımcılar almak istedikleri menkul kıymetin ait olduğu firma ve pazar hakkında herhangi bir maliyete katlanmadan bilgi alabilmektedirler. Şirketlerle ilgili haberler anında borsaya yansımakta ve tüm yatırımcılar bu bilgilerden yararlanarak pay senetlerini satın alma kararını verirler.


iii.Menkul kıymet satın alabilmek için yatırımcılar sabit bir faiz oranı üzerinden borçlanabilmekte ve borçlanma düzeyinde herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Borçlanmada yatırımcı için, asgari bir öz sermaye öngörülmediği gibi, yatırımcı birden fazla kaynaktan da kredi kullanabilmektedir.

iv.Pay senedi alım-satım işlemlerinde komisyon ödenmez. Aracı kuruluşlara herhangi bir ödeme gerekmediği gibi, pay senetlerinin muhafazası ve yönetimi de herhangi bir gidere yol açmaz.


v.Menkul kıymet gelirleri üzerinden herhangi bir vergi ödenmez. Menkul kıymetlerin satın alınmasında, satılmasında ya da menkul kıymet gelirlerinin (kâr payı, faiz kuponu) tahsil edilmesinde sermaye kazancı vergisi ödenmez.

vi.Tüm yatırımcılar, menkul kıymetlerin beklenen getirileri, standart sapmaları ve korelasyonuna ilişkin aynı beklentiye sahiptirler.
vii.Bütün yatırımcılar, riski belirli olan menkul kıymetler arasından getirisi en yüksek olanını tercih ederler.

Teoriye göre işletmeler, finansal yatırımlarda Markowitz tarafından geliştirilen risk dağıtımı ilkesine uyarlar. Finansal yatırımlarda, amaç getirilerin maksimum kılınması ve çeşitlendirme yoluyla riskin, minimum kılınmasıdır. Burada hedef, belirli menkul kıymetlere yönelerek, sadece getirinin maksimum kılınması değil, öncelikle riski çeşitlendirilmiş bir portföyden maksimum getirinin sağlanmasıdır.

 2.9. Portföy Getirisi ve Riski

Portföy çeşitlendirmesi ile, varlıkların arasındaki ilişkileri dikkate almaksızın yapılacak çeşitlendirmeye nazaran daha düşük riskli portföyler oluşturmak mümkündür.
Portföy Çeşitlemesinde dikkat edilmesi gereken nokta, portföyün riskinin her halükarda varlıkların tam pozitif korelasyona sahip oldukları durumdan daha düşük olmaktadır. Yani portföyün risk-getiri diyagramı her zaman dışbükey olmaktadır. İkinci dikkat edilmesi gereken nokta ise, varlıklar arasındaki korelasyon katsayısı -1’e ne kadar yakınsa belli bir getiri düzeyinde risk o kadar azaltılabilmektedir. Hatta uç durum olan tam negatif korelasyon risk sıfıra eşitlenebilmektedir.

 

2.10.Şirketlerde Çeşitlendirme

 

Getiri değişmeden riskin azaltılması çeşitlendirmenin temel mantığını oluşturur. Böylece çeşitlendirme yatırımcılar için bir strateji ise,’Yöneticiler firmalar arasında çeşitlendirme yönünde bir arayış içinde olmalımıdır? sorusu önem kazanmaktadır.
Çeşitlendirme hissedarlar açısından daha az değişkenliğe yol açacağından,şirket sözgelimi,nescafe – çay gibi sıcak içecekleri bir arada satarak bireysel yatırımcılar gibi aynı şekilde etkilenebilir mi?Uygulanması güç olduğu için şirketlerin aynı derecede bir çeşitlendirme yapmaları gerekmez.Ancak ürün çeşitlerini artırarak benzer sonuca ulaşabilirler.İşletmeye büyük maliyete yol açmadığı sürece aynı organizasyon yapısı içinde çok sayıda ürün pazarlamanın olumlu etkisi görülür.Ancak işletme içi çeşitlendirmenin uygulamada maliyetsiz olmadığınıda belirtmek gerekir.Ayrıca organizasyon yapısınında yeni faaliyetleri başarı ile yürütebilecek kapasitede olması gerekir.Farklı ve ilgisiz sektördeki firmaları devralan şirketlerin çok başarılı olmadığını uygulamalar göstermektedir.Kısaca işletmenin net şimdiki değerini olumlu etkileyecek tüm kararlar desteklenmeli,ancak firmalar açısından çeşitlendirmenin sınırlı uygulanabileceği belirtilmelidir.

 

2.11.Etkin Piyasalar Hipotezi

 

Bir menkul değerler piyasası genelde, piyasada alınıp satılan menkul kıymetlerin fiyatları, mevcut tüm bilgiyi tamamen yansıtıyorsa ve bu fiyatlar yeni bilgiye ani ya da buna yakın ve sapmasız (tam) bir biçimde tepki veriyorsa, etkin olarak tanımlanır. Bu hipotez portföy yönetiminde ideal olan durumu açıklaması bakımından önemlidir.Günümüzde böyle bir tanımın geçerli olabilmesi için, bazı koşulların varlığı gereklidir.Bu koşullar:

1. Piyasada mükemmel bir rekabet olmalıdır.

2. İşlemler üzerine hem kurumsal hem de bilgisel değişim maliyetleri ya da sınırlamaları olmamalıdır. Dolayısı ile tüm yatırımcılar gelecekteki beklentileri ile ilgili mevcut ve gelecek bilgiye aynı anda ulaşmalıdırlar.

3. Tüm yatırımcılar türdeş kanılara sahip olmalı sahip olmalı ve elde ettikleri bilgiyi aynı biçimde analiz ederek yorumlamalıdır. Bir başka deyişle tüm yatırımcılar ynı bilgi fonksiyonunu elde etmelidir.

4. Tüm yatırımcılar, piyasa fiyatlarına aynı şekilde dikkat etmeli ve ellerindeki bilgi fonksiyonlarını bekledikleri faydayı maksimize etmek için aynı şekilde kullanmalıdır şeklinde ifade edilebilir.

Piyasa etkinliğinin bilginin hazır oluşu ve fiyatlara yansıtılma derecesi ve hızına göre üç biçimi vardır.
1.Zayıf piyasalar

2.Yarı-güçlü piyasalar

3.Güçlü (etkin ) piyasalar

Genelde elde edilen bulgular, hipotezin zayıf ve yarı-güçlü biçimiyle uyumludur.Güçlü biçime çok ender rastlanmaktadır.Son olarak bazı portföy yönetim stratejilerini belirtmek faydalı olacaktır.

 

2.12.Menkul Kıymet Getiriler Arasındaki İlişki

 

Menkul kıymet yatırımlarının ikinci önemli unsuru, getiriler arasındaki ilişkidir. Markowitz, fmansal varlık getirileri arasındaki ilişkilerin dikkate alınması ve tam pozitif ilişki içinde bulunmayan varlıkların aynı portföyde birleştirilmesiyle, beklenen getiriden feragat etmeden riskin azaltılabileceğini göstermiştir.

Bilindiği gibi, menkul kıymet getirileri, birlikte yükselip, düşebilmektedir. Ancak, bu ilişki, mutlak anlamda tam değildir. Ekonomik koşullardaki değişikliklerin, menkul kıymetler üzerinxdeki etkisi, sektörel veya işletme bazında farklılık gösterebilmekxtedir.
Eğer, menkul kıymet getirileri arasında bir ilişki olmasaydı, çeşitlendirme ile riskin sınırlandırılabilmesi mümkün olmazdı. Bu nedenle, menkul kıymet getirileri arasında ilişki sözkonusudur. Faxkat bu ilişki tam değildir. Bundan dolayı, çeşitlendirme ile risk azaltılabilmekte, ancak ortadan kaldırılamamaktadır.

Menkul kıymet getirileri arasındaki ilişki, tüm menkul kıyxmetler için aynı değildir. Aynı endüstri kolunda faaliyet gösteren iki işletmenin menkul kıymet getirileri arasındaki ilişki, farklı enxdüstrilerde faaliyet gösteren işletmelere ait menkul kıymet getirileri arasındaki ilişkiden daha yüksektir.

Portföy riskinin azaltılabilmesi için, menkul kıymet getirileri arasındaki ilişkinin yüksek olduğu menkul kıymetler, portföye dahil edilmemelidir. Getirileri aynı yönde hareket eden, örneğin, yüz adet menkul kıymet topluluğu, tek bir menkul kıymetten çok az bir farkla daha koruyucu olabilir. Buna paralel olarak, modern portföy kur***** göre, portföye dahil edilecek menkul kıymet sayısının genelde 4-15 arasında olması gerektiği ileri sürülmektexdir.

2.13.Modern Portföy Kuramının Varsayımları

Modern portföy kuramının varsayımlarını beş ana başlık altında toplayabiliriz:

1. Yatırımcının amacı fayda fonksiyonunu maksimize etmektir. Bütün yatırımcılar rasyonel düşünürler. Yatırımcılar her dönemde beklenen faydayı en çoklamayı amaçlarlar ve refahları azalan marjinal faydaya sahiptir. Yani, yatırımcılar, her yatırımı, belli bir elde tutma dönemi sonunda refahlarına katkıda bulunacak, olasılık dağılımına sahip getirileriyle algılarlar.
2. Yatırımcılar, yatırım kararlarını, yalnızca beklenen getiri ve riske göre alırlar. Getiri ölçütü olarak, portföyü oluşturan varlıkların beklenen getirilerinin ortalaması, riskin ölçütü olarak bu portföy getirilerinin varyansı kullanılır.

3. Yatırımcıların, risk ve getiri hakkındaki beklentileri homojendir. Başka bir deyişle, tüm yatırımcılar, aynı risk düzeyindedaha fazla getiriyi azına tercih ederler. Yatırımcılar özdeş zama nufkuna sahiptirler.

4. Modern portföy teorisine göre, sermaye piyasası  etkindir. Başka bir deyişle, bilgiler süratle, tamamen ve doğru olarak menkul kıymet fiyatlarına yansır. Piyasa her zaman dengededir. Bilgi akışına herhangi bir kısıtlama konmamıştır ve yatırımcılar için söz konusu bilgilere eş-zamanlı olarak ulaşmak mümkündür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3. BÖLÜM: TEMEL KAVRAMLAR

 

3.1. Pozisyon

Pozisyon, sözlük anlamı olarak, durum,hal, tavır demektir. Pozisyon almak ise bir konuda belli bir tavır sergilemektir. Bankacılıkta sık kullanılan bir kavramdır. Hazine departmanı aktif- pasif yönetimi yaparken döviz varlıklarını ve döviz borçlarını kambiyo karı yaratacak biçimde tespit etmeye çalışır, yani pozisyonlar alır.

3.1.1.. Açık pozisyon (short position)

Short position dilimize açık pozisyon olarak geçmiş olup, bence bu başarılı bir tercümedir. İngilizce’de “short” Türkçe’de ise “açık” bir konuda eksik olmak, bir şeye yetersiz miktarda sahip olmak, tehlikeye maruz bulunmak anlamlarını taşır. Mesela, I am short of money, param yetersiz, eksik demektir. Türkçe’de ise, mesela, yaptığı her işte açık veriyor, işlerinde yetersizlik, eksiklikler görülüyor gibi manalar verir.

Döviz, altın, hisse senedi gibi bir finansal araçta borç ve yükümlülüklerin hak ve alacakları aşan  kısmıdır. Basit bir örnek, bir bankanın ABD doları üzerinden  10 milyon dolarlık  borcuna karşılık, mesela kasada 5 milyon dolarlık nakit varlığı mevcutsa banka ABD dolarında  5 milyon dolarlık açık  pozisyon sahibidir. Uzun ve kısa pozisyon deyimleri ilk kez menkul değerler piyasasında, daha sonra emtia piyasasında ve nihayet türev piyasasında ve döviz piyasasında kullanıldı.

Açık pozisyonun  en tipik hali kısa satış veya açığa satış  (short sale) denilen işlemdir. Şayet, bir banka veya spekülatör sahip olmadığı, kiraladığı bir finansal varlığı sattığı takdirde buna açığa satış denir. Açığa satış, tam bir spekülasyon örneğidir. Yatırımın tutarına göre çok kar getirebildiği gibi büyük zararlara da yol açabilir.

Açık pozisyon ve onun en keskin biçimi olan açığa satışta işlemi yapan kişi veya kurum sözkonusu döviz veya hisse senedinin değerinin düşeceğini tahmin ederek ona göre beklentiye girer. Eğer, mali varlığın değeri satın alındığı güne göre düşerse bu kar demektir. Tersine, değeri artarsa bu zarar demektir.

 

3.1.2. Uzun Pozisyon (Long Position)

 

Bir döviz veya menkul değerde hak ve alacakların borç ve yükümlülükleri aşan kısmına uzun pozisyon denir. Yani, uzun pozisyon kısa pozisyonun tersidir.

Bazen, kısa pozisyon için short yerine oversold, uzun pozisyon için long yerine overbought isim tamlamalarının kullanıldığı görülür. Overbought, aşırı alım şeklinde tercüme edilebilir, oversold için ise aşırı satım denebilir. Gerçekten, bir döviz veya hisse senedinde borçlanarak bir alım yapıldıysa buna aşırı alım (overbought) denmesi mantıkidir. Tersine, bir finansal varlığı sahip olmadan satmak ise aşırı satım (oversold) tanımına uygundur. 

Uzun pozisyon alan kişi veya kurum, pozisyon aldığı mali varlığın değerinin yükseleceğini tahmin ederek o yönde bir beklentiye girer. Mali varlığın değeri gerçekten yükselirse kar eder,inerse, zarar eder. Kar veya zararın miktarını değer artış veya azalışının oranı belirler.

Açık ve uzun pozisyonlardan her ikisi de  risklidir. Mesela bir Türk bankası Dolar veya Euro’da açık veya fazla pozisyon tuttuğunda, kur riskine maruz kalır.

 

3.1.3.. Denk Pozisyon (Square position)

Hak ve alacakların, borç ve yükümlülüklere eşit olduğu durumdur. Denk pozisyonda risk sıfırdır. BU nedenle, denk pozisyona sıfır pozisyon ( zero position) da denir.

 

3.1.4..Pozisyon Almak

Belli bir döviz veya hisse senedinde denk pozisyonda bulunurken, açık veya uzun pozisyona geçmektir.

 

3.6.Pozisyon Kapatmak

Açık veya Uzun Pozisyon halindeyken, pozisyonları kapatmak ve denk pozisyona geçmektir.

 

3.7.Spot Pozisyon (Spot Position)

Pozisyon hesabının yapıldığı ayni gün veya azami bir hafta sonrasına kadar bir süreyi kapsayan dönem içinde belli bir döviz veya menkul değerde ortaya çıkan pozisyondur. Her döviz ve menkul değer cinsi itibariyle  ancak bir tane pozisyonu olabilir.

 

3.8.Vadeli Pozisyon ( Future Position)

İleriki tarihlerde her döviz ve menkul değer cinsinde  meydana gelen pozisyonlar vadeli pozisyon olarak adlandırılır. Teorik olark, vadeli, pozisyonlar sınırsız sayıda olabilir.

 

3.9. Pozisyon Yaratan İşlemler

Bir bankada bazı işlemler açık pozisyon, bazıları ise uzun pozisyon etkisi yaratır. Açık pozisyon yaratan, veya uzun pozisyonu azaltma yahut kapatma yönünde etki yaratan işlemler şunlardır:

Döviz Tevdiat hesapları: Bankanın mudilere döviz üzerinden borcudur.

Diğer banka ve mali kuruluşlardan döviz üzerinden alınan krediler : Bankanın diğer mali kuruluşlara olan döviz borcudur.

Lostro Hesaplar: Lostro İtalyanca “onların” demektir. Muhabirlerin bankada tuttuğu döviz hesapları ifade eder.

Interbank Piyasasından Döviz Borçlanması :  Bankanın sisteme döviz borcudur. 

Akreditifler : Bankaya döviz üzerinden ödeme yükümlülüğü getiren bir bankacılık ürünüdür.

Dövizi Natık teminat mektupları : Banka müşterileri lehine çeşitli muhatap kuruluşlara karşı girilen kayıtsız ve şartsız bir ödeme yükümlülüğüdür.

Dövizi Natık Kontrgarantiler : Bankanın diğer bankalara döviz üzerinden v erdiği teminat mektuplarıdır. Teminat mektuplarından farkı, muhatap makamının bir banka olmasıdır. Aynen teminat mektuplarında olduğı gibi, bankanın kayıtsız şartsız bir ödeme yükmlülüğüdür.

 

Bazı işlemler ise, uzun pozisyon yaratma veya açık pozisyonu azaltma yahut kapatma yönünde etki yapar.Bunlar;

Döviz Kredileri : Bankanın şirketlerden olan döviz alacağıdır.

İhracat Alacakları: Teyitli akreditiflerde veya vesaik mukabili dış ticarette, bankanın ihracatçı şirkete ödeyip de amir bankadan tahsil edeceği ihracat alacakları döviz varlığı sayılır.

Nostro Hesaplar : Nostro, İtalyancada “bizim” demektir. Bankanın muhabirleri nezdindeki döviz hesaplarını ifade eder.

Interbankta Plase Edilen Döviz Kredileri : Bankanın ınterbank sisteminden dövizli alacağıdır.

Kasadaki Nakit Döviz: Bankanın döviz varlığıdır.

Pozisyon Limiti : Bir banka veya mali kurumun alabileceği  açık ve uzun pozisyonların üst sınırını belirleyen faktör, ödenmiş sermayedir.

Zarar Limiti: Dealer’inin pozisyonu kapatması gereken zarar seviyesi.

Kar Limiti : Dealer’ın kar realizasyonu yapması gereken  karlılık  seviyesi

 

3.10. Likidite

 

Finansta temel kavramlarda biridir.Fizik ve kimya bilimlerine ait bir deyimdir.Finansta likidite;bir finansal aracın paraya dönüşme yeteneğinidir.Ancak bu tanım  yetersizdir.Şöyle ki; söz konusu mali aracın likit tanımlanabilmesi için sahibine  veya hamiline  paraya dönüştürürken para ve zaman kaybettirmemesi ve piyasa fiyatı üzerinden, makul bir süre içerisinde likidite edilmelidir.Paraya dönüşürken sahibine değerini önemli ölçüde yitiren ve zaman kaybettiren bir menkul değer için likit denilemez.Likit olmayan illikit
 
 

© Copyright 2010 ingilizcefinans.com, Her hakkı saklıdır.

ana sayfa | hakkımda | ingilizce özel ders | reklam | iletişim